Ayrilik olarak etiketli yazılar
Ayrılık Şekli Aşkı Anlatmaz!
4 Ara
Bir ayrılık hikayesi, yaşanan aşkı özetleyebilir mi? Sadece ayrılma zamanımıza şahit olanlar, geçmişimiz hakkında ne kadar yanlış bir fikre kapılırlar. Biriyle kötü ayrılabilirsiniz ama aşkınız muhteşemdir.
Hep böyle olmuştur. Dışarıdan bakan gözler, bir ilişkinin bitimine denk geldilerse, yargıları da hatalı gelişir. Ayrılıklar yaşanan aşkı anlatmaz. Filmin sonu, filmin gerçek kalitesini, oyunculuk gücünü, konunun özünü açıklayabilir mi? Katilin uşak çıkması, romanın kendisini tasvir edebilir mi?
Her ilişkinin kendine özgü bir dokusu oluyor. İletişim şekli, kimliği oluşuyor. İki yabancı insan bir araya geliyor ve yaşamın bir dönemini paylaşıyor. Kolay mı? Her oluşum gibi, aşk da kendi kurallarını koyuyor.Herkes, farklı iklim ve mekanlarda menekşe yetiştiriyor ama hiçbir menekşe birbirine benzemiyor.
Doğaya bakıp incelediğimizde, insan ilişkilerindeki oluşumun aynısını görmek mümkün oluyor. Bahçeme bir portakal ağacı diksem ve onu gerektiği şekilde yetiştirsem; esinlerinden vitaminine, gübresinden ilaçlamasına kadar, bütün kurallara da uysam, tadı başka bir yerde yetişen portakal ile aynı olur mu? Olmaz!
İlişkiler de aynı portakal ağacının hikayesi gibidir. Genel geçer kurallar olmakla beraber, hiçbir ilişki, bir başkasıyla aynı lezzete sahip değildir. O yüzden sonuçlar, gelişim hakkında çok da doğru yargılar içermez.
İki insan, büyük bir aşk yaşayıp tutkuyla sevebilirler. Aradan geçen zaman içinde, kim bilir ceplerinde ne anılar birikmiştir? Yaşanılanlar birikir ve gün gelir, ilişki tükenir. Onca zamanın tozundan, kirinden dolayı, bitişi de pek güzel olmayabilir. Zaten ayrılık özünde güzel değildir ki! Şimdi bizler, yani dışarıdan bakan gözler, bir ilişkinin sadece bitiş şekline bakarak, o aşkın niteliği konusunda nasıl ahkam kesebiliriz?
İnsanlar değişir; ilişkilerin biçimleri, alışkanlıklar, tutkular, inançlar değişir. Bütün bu değişim içinde, düzenler bozulmak zorunda kalabilir. Ve aşk, düzenini bozmayı sevmez! Sevmez çünkü aşk kendini güvende hissettiği zaman yaşar. O yüzden fırtınada, kasırgada ayakta durabilen aşkın sayısı azdır. Diğer yandan bakılırsa, gerçek aşkın da tanımı, onlarınki olmalıdır.
Velhasıl, hepimizin biraz yanlış yaptığı konudur, gördüğümüz kadarını algılamak. Arkasına bakmayı, geçmişini hesaba katmayı, vefayı, hatırları yok sayarız. Bir insana kötü deriz, onun geçtiği yollarda kirlenmiş olabileceğini düşünemeyiz. Biz hemen veririz cezasını, yargımızı üstüne yapıştırırız. Oysa unutulmamalıdır ki; ayrılıklar, yaşanılan aşkın ispatı değil, sadece içinden bir parçadır.
Aramalar
İnsan Nelere Alışıyor Sevgili!
3 Ara
Anlatmak istiyorum. İçimdekileri seninle paylaşmak, kalbimden geçenleri tek tek açıklamak, benim ne halde olduğumu sana anlatmak istiyorum. Yoksunluğundan geriye kalanları, sen de bilmelisin.
İnsan ne çabuk alışıyor değil mi? Güzel olana çok hızlı, kötü şartlara biraz daha zamanla ama yine de alışıyor. Alışkanlık! İşin püf noktası bu! Ailesi tarafından çok sevilen, el üstünde tutulan bir çocuk, büyüyüp hayata atıldığında, orada da sevileceğini zannediyor. Alışmışlık! Şansı yaver giderse, gerçekten onu kalbine alan biriyle karşılaşabiliyor. Bu sefer o düzene alışıyor.
Ben senin, beni sevme biçimine alışmıştım. Yoksunluğum burada başladı. Gittiğinde, beni kollarına alıp, başımı okşayacak; geceleri uykumda bile bana sarılarak güvende olduğumu hissettirecek bir aşkın bittiğini fark ettim, her yanı buz kesti. Ne yapacağını bilemiyor ki insan?
Neden varken kıymetini bilemeyiz zenginliğimizin? Zenginlik dediğim de elbette para değildir sadece, dostluk, aşk, aile, başını sokacak bir ev, bir meslek, bazen bir tabak yemek bile varlıktır aslında. Geçenlerde canım balık yemek istedi. Cebimde de hiç para yoktu. Seninle mutfakta balık pişirdiğimiz günler geldi aklıma. Ben hiç dokunamam, bilirsin. Hep sana düşerdi balığı pişirmek işi, ben de salata yapardım. Kızartırken söylenirdin, bir kadın nasıl balık pişirmeyi bilmez diye ama aslında hoşuna giderdi o mutfakta olmak. Bunları yazarken, yüzümde kocaman bir gülümseme olduğunu fark ettim.
Birbirimizi çok sevmiştik. Şimdi ayrı kalmış olmamız, onca güzel anıyı yok saydırmıyor bana. Ayrılık! Ne hüzünlü bir kelime değil mi sevgilim? İnsanda yarım kalmış, bitmemiş bir işin telaşı duygusunu yaratıyor. Oysa şairin dediği gibi, ayrılık da sevdaya dahil!
Bazen öyle şeyler oluyor ki, hemen seni arayıp paylaşmak istiyorum. Birlikteyken konuştuğumuz bir konu, bazen basit bir dedikodu, bir an bir olay oluyor, bunu sadece sen ve ben anlayabiliriz. Kime anlatsam enteresan gelmeyecek biliyorum. İşte o anlarda elim telefona uzanıyor, sonra hatırlıyorum, artık biz diye birileri yok ki!
Eşyalarını topladığında, evde giydiğin o eski, sarı tişörtü burada unutmuşsun. Kirlilerin arasından çıktı. Düşünüyorum, şimdi ben bu tişörtü ne yapayım? Kaldırıp atamam, üstünde yaşanmışlığımız var. Sana vermek istesem, o kadar gereksiz bir konu ki, seni aramak için bahane yarattığımı düşüneceksin. Sarı tişörtün olmadan da yaşıyorsundur muhtemelen. Evde dursun, bir misafir gelirse yatıya, veririm diye geçirdim içimden ama kimseye giydiremem onu. Sevdaya ihanet gibi gelir. Anlayacağın, her sabah dolabı açtığımda, elim o sarı tişörte gidiyor. Üstümü giyinmeden, bir kere elime alıp yatağa oturuyorum ve soruyorum: Ben seni ne yapayım tişört?
Anlayacağın sevgili, alışkanlıklar zorluyor ayrılıkları, yoksa nedir ki ayrılık dediğin? Bir yoksunluk, bir yoksulluk zamanı! Canının çektiği ama yiyemediğin bir yemek, hayalini kurup gidemediğin bir tatil, kazanamadığın bir piyango bileti, işte bunun gibi bir his ayrılık. Neyse ki insan, her şeye alışıyor….
Bazen Veda Etmek Gerekir…
26 Kas
Ayrılmak, terk etmek, bırakmak, zor iş! Ancak bazen bırakmayı bilmek gerekir. Hayatınızda gereksiz olan ne varsa, temizlenip arınmak gerekir yoksa ileriye gitmek mümkün değildir.
Yaşamınız çok kalabalıksa, üstünüzde gereksiz yükler taşıyorsunuz demektir. Hayatınızı bir ev gibi düşünün. Bütün odalarda eşyalar, koliler yığılı olursa, o evin içinde nefes alınır mı? Yüklerinizden kurtulmalısınız. Biraz hafifleyerek, yeniliklere, güzelliklere yer açmalısınız. Daha güzel bir yaşam istiyorsanız, veda etmeyi öğrenmelisiniz.
Hepimizin hayatında, bir dönem yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen insanlar vardır. Yıllar geçer, devran döner, bir de bakarız ki, o insanla ilişkimiz eskisi gibi değil. Başkalarının hayatlarına girer ve bir bölümünü işgal ederiz. O zaman içinde ne kadar gerekli olsa da, zaman geçtikçe olaylar ve yaşam biçimleri değiştiğinden, çıkmamız gerekebilir. İşte o an geldiğinde, gitmeyi bilmeliyiz. Sizin de zamanınızı çalan, arkadaşlığınızı kemiren, dostluğunuzu emen birileri varsa, hayatınızdan çıkarmayı ciddi olarak düşünmelisiniz. Sürekli yargılayan, hep sorunlarını taşıyan, enerjinizi tüketen kişilerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışın. Zor anınızda yanınızda olmayan, kendi işi dışında sizinle olmaktan kaçınan insanları, etrafınızda bulundurmayın. Ne kadar vakit kazandığınıza inanamayacaksınız.
Gün içinde aklınıza gelen eski sevgililer de, aklınızın çöp kutusu gibidir. Hatta çok eskiye gitmeye de gerek yok. Bazen bir ilişki biter, ancak iki taraf için de bunu kabul etmek zordur. Bir türlü ayrılamazlar ama birlikte de olamazlar. Bu tarz ilişkileri omzunuzda taşımak, sadece özgüven sorununuz ve alışkanlığınız olduğu içindir. Kurtulmalısınız! Aklınızdan çıkarmanız gerekenler listesi yapın. Eski aşklarınız size ne kadar acı vermiş olursa olsun, sürekli onu düşünmek, arkasından bela okumak, küfür etmek, sadece beyninizi kirletmeye ve kalbinizi köreltmeye yarar. Yaşandı ve bitti, artık kurtulun bu takıntıdan! Hala hayatınızın içinde bulunan ve aslında eskisi kadar sevmediğiniz bir ilişkiyi sürdürmek için inat etmeyin. Bitirmezseniz, hak ettiğiniz sevgiye ulaşamazsınız. Bu kadar yükle yaşamak sizi yorar. Ne gerek var? Yalnız kalacağınızdan çekiniyor olabilirsiniz. Ne olmuş? Bir müddet kafa dinlemek iyi olmaz mı? Kendinize gerçekten yalnız kalarak uzaktan bakmak, huzur verecektir. Atın, eskiyen ve sizi beslemeyen ne varsa, atın hayatınızdan!
Çürümüş ilişkilerin kokusu bedeninizi sarar. Bu tıpkı dolabınızda giymediğiniz eşyaları tutmak gibidir. Boşuna eziyet çekersiniz. Sizi çoğaltmayan, daha güzele ve iyiye taşımayan, aklınızı ve ruhunuzu kirleten, zamanınızı ve varlıklarınızı harcayan ne varsa, hepsinden kurtulun. Yeni bir yıla gireceğiz ve yeni bir başlangıç için şansınız olacak. Hadi biraz cesaret! Alıştığınız her şey, sizi mutlu ediyor demek değildir. Atın ve hafifleyin! Bakın yaşamınızda nasıl mucizeler olacak! Benden söylemesi….
Beni Bekleme Sevgili!
15 Kas
Hepsi kırılıp parçalandı. Ne varsa aşkımıza ait, kirletip kenara attık. Vakit geç oldu, artık dönmek zor. Sen başka bir ele dokundun, ben yabancı bir kuşun kanadından düştüm. Biz ayrılalı sanki bir asır oldu. Şimdi, “gel” diyorsun; beni bekleme sevgili!
Seni hala kalbimin bir köşesinde saklamadığım için değil; geçirdiğimiz zamanı değersiz kıldığım için de değil; artık çok geç oldu, dönemem, dönemeyiz. Sevda dediğin narin bir çiçek gibidir, toprağından sökülen tohum bir daha yeşerir mi?
Üstümüzden yıllar geçti. Sen başka kollarda aradın beni, biliyorum çünkü ben de seni, bulamadık. Kimse sen gibi dokunmadı, kimse ben gibi sarılmadı. Pişmanlıklarımızla girdik yabancı yataklara, birbirimizin düşlerini gördük, ait olmadığımız uykularda. Ne acı!
Barışalım istiyorsun. Her şeye yeniden başlayıp, temiz bir sayfa açalım şu hayat denilen romana, beceririz sanıyorsun. Zannediyorsun ki, bunca tecrübe, kalp yarası, değerini yükseltir aşkın. Yanılıyorsun!
Ne zaman nefeslerimiz yakınlaşsa, yok olduğumuz anları düşüneceğiz. Daha mı çok sevilmiştik, daha mı güzel sevişmiştik, nasıl öpmüştük yabancıları hasretle, hep aklımıza gelecek, düşüneceğiz. Oysa biz de yabancıydık bir zamanlar birbirimize, biz de başka bir kalbin üstünden atlayarak gelmiştik. Orasını unutacağız. Sanki doğduğumuzdan beri, kalbimiz başkaları için hiç çarpmamış gibi, kendimizi tapulayacağız birbirimize.
Anıları, hafızamızı silip atmazsak, yeniden başlamak zor iştir. Hadi başladık diyelim, ne kadar devam edebiliriz ki? Sen beni, ben seni, aynadaki yüzümüzden bile iyi tanırken, nasıl kandırırız aklımızı?Barışmak, ruhumuzdaki eskimişliği silecek mi? Önceden kimsenin oturmadığı bir eve taşınsak, daha önce keşfedilmemiş bir ada bulup içine sığınsak, hiç kullanılmamış eşyalar alsak, kendimizi kandırabilecek miyiz? Yeni gibi olsak da, gerçekte biz yeni miyiz?
Sırtında kaç tane ben olduğunu bilirim. Kızınca ne yaptığını, hangi yemeği sevdiğini, annene neden bu kadar öfkeli olduğunu, hepsini bilirim. Ben yokken bunlar değişti mi? Nasıl uyuduğumu, hırslarımı, inadımı ezbere bilmez misin? Bedenimin kıvrımlarımı, televizyon seyrederken çerez atıştırdığımı, çorapları içe doğru katlayarak çekmeceye koymaya sinir olduğumu unuttun mu? Sen de beni ismin kadar iyi bilmez misin?
Sen yokken ben değişmedim. Hala aynı şekilde seviyorum, hala kitap okumadan uyumuyorum geceleri ve hala sigara içiyorum. Sadece olgunluk çöktü yüzüme, tepkilerime ama ben hala ayrıldığın kadınım. O yüzden, sen beni boşuna bekleme sevgili……


